Yüzen Uros Adaları

183

Her gün televizyonda o kadar farklı hayat içeren filmler görüyoruz ki bazen bu senaryolar nasıl yazılır diye düşünmeden duramıyoruz. Güney Amerika gezimizde beni belki de en etkileyen, hayatlarından daha önce habersiz olduğum ve öğrendikten sonra ilginç bulduğum yerli adalı aileler oldu. Bu adalı ailelerin hayatlarına tanık olurken kendimi gerçekten de film stüdyosu içinde hissettim. Peru ve Bolivya Ülkeleri’nin arasından geçen Titicaca Gölü üzerinde bulunan Uros Yüzen Adaları aslında doğal olarak oluşmamış, insan eliyle yapılmış. Yaklaşık 90 ada ve 2000 insanın yaşadığı bu topluluk doğal yaşamı koruma dernekleri tarafından koruma altına alınmış.

Peru’nun Puno Şehri’nden Titicaca Gölü üzerinde yaklaşık 5 km gittikten sonra Uros Adaları giriş kapısına ulaşıyorsunuz. Burada kişi başı ücret ödeyerek içeri girebiliyorsunuz. Adaya ait yönetim o gün hangi aileye gitmenizi isterse o aileyi ziyaret ediyorsunuz. Bazı günler gölün sağ kıyısındaki adalar ziyaret edilirken, diğer günler sol kıyı tercih ediliyor. Her ailenin kazancına böylelikle katkıda bulunuluyor.

Adaya ayak bastığımız andan itibaren, etkileyici bir atmosferde hissettim kendimi. O yumuşak sazlarda yürürken neden böyle insanların hayatlarını hiç duymadım, okumadım diye de kendi kendime düşündüm. Ben bu düşüncelere dalmışken bu utangaç Aymara insanları şarkılar söyleyip bizimle selamlaşıyorlardı. Bizler turist olarak onları ziyaret ediyoruz diye mutlulardı. 

Ada yerlilerini İnkalar zamanında İspanyol baskınına uğrayan Peruluların savaştan kaçan kısmı oluşturuyor. Aymara dili konuşan, günümüz dünyasına son derece uzak, kaba olmayan bu insanlar, artık bizler tarafından daha çok biliniyorlar. Yüzlerce yıl önce Peru’nun Puno Şehri’ne gelip Titicaca Gölü’nde konuşlanmışlar. Titicaca Gölü dünyada deniz üzerindeki en yüksek göl. Bu gölde adalar doğal değil de nasıl olur derseniz, Totora adındaki sazlıkları bir nevi çimento olarak kullanan yerlilerin inşalarıyla. Öncelikle adalı aileler bu gölde yetişten Totoralar’dan 2 metrelik temel hazırlıyorlar. Sonra üzerine beyaz totoralardan 1 metre daha ekleyip adanın yüzeyini oluşturmuş oluyorlar. Yine bu sazlıklardan, gözetleme kulesi, mutfak, evler ve kendileri için ulaşım aracı yapıyorlar. Bu anlattığım ada inşasını bize minyatür bir ada yaparak gösterdiler. Daha sonra da Mercedes dedikleri ulaşım aracı ile Titicaca Gölü’nde gezmemizi sağladılar.

Gelenekleri ve aileden öğrendikleri gereği bir anneanne adanın girişindeki mutfakta, sabah ateş yakarak gün içinde sürekli yemek pişiriyor. Adada bir aile yaşıyor, evlenen çocuklarda yine ailelerinin yanında kalabildikleri gibi eşlerinin adalarına da gidebiliyor. Ortasında meydan olan bu adayı mahalle gibi düşünebilirsiniz. Aile bireyleri ortada buluşup sosyalleşme imkanı buluyorlar. İnsanın yaşadığı her yerde olduğu gibi burada da anlaşmazlıklar olabiliyor. Çözüm olarak ise sazlardan yapılmış adayı keserek ayrılıyorlar. Beslenmeyi balıkçılık, kuş avlama, kuş yumurtası yiyerek çözüyorlar. Yani aslında yedikleri çeşit o kadar sınırlı ki yine de buradan vazgeçmiyorlar. Gelir kaynakları, Titicaca Gölü’nün onlara verdiği totora sazları ve biz turistler. Bu sazlar çok değerli, suyun üzerinde hem ev hem de gemi olarak kullanılabiliyorlar. Totora sazından yapılmış gemi zamanında Pasifik Okyanusu’nu geçerek rekora imza atmış.

Bir kısım Aymaralılar bize ada evlerini gezdirirken, diğerleri meydanda tezgahlarını hazırlamışlardı. Hepimiz gezinin sonunda geldiğimizde o rengarenk el işlerinden almadan ayrılmadık elbetteki, bir de totoralardan yapılmış sallardan.

Burada yaşayan çocuklardan bahsetmek gerekirse hepsi okula gidiyor, ulaşım araçları tüm adalardan çocukları toplayarak okulun bulunduğu adaya götürüyor.

Öğretmenleri ise yine kendilerinden olan, üniversiteyi şehirde okuyup geri dönmüş bir Aymaralı. Aynı şekilde doktorları, mühendisleri de doğdukları topraklara dönerek bu yaşamı seçen insanlardan oluşuyor.

Son yıllarda güneş enerjisi kurarak televizyon ile dünyaya daha çok bağlanıyorlarmış. Dolayısıyla Aymara insanlarının bu bakir yaşamdan yavaş yavaş uzaklaşacağını düşünüyorum.

Bu bambaşka, etkileyici, doğal, vahşi olmayan, farklı bir enerji barındıran hayatları görmenizi içtenlikle tavsiye ederim.