Vefa…

144

Dostlarını daima vefa ile hatırla can!

Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol, kucaklayan sen.

MEVLANA

Ne güzel bir duygudur vefa, içinde sevgiyi, saygıyı, değer bilmeyi,  dostluğu, hatırlamayı, insan olmayı, şefkati, sözünde durmayı daha nice güzel duyguyu barındırır. Vefalı sözcüğü yüzlerde gülümseme, gözlerde ışık oluşturur.  Vefa, asil ruhlu insanlarda bulunur.

Geçenlerde çok sevdiğimiz, doksanlı yaşlarını sürdüren bir dostumuz için yapılan bir toplantıya katıldık. 30-40 yıl önce birlikte çalıştığı çok değerli insanlar, Türkiye’nin dört bir yanından, yurt dışından gelip, bir coşku seli oluşturdular. Bu kişiler çok önemli görevlerde bulunmuş, büyük şirketlerde tepe yöneticisi olmuş, çoğu artık emeklilik yaşına gelmiş, ama onlara insan olmayı öğreten, yaşamı ve yaptıklarıyla örnek oluşturan kişiyi unutmamışlardı. Birçoğu daha hayatın başlarındayken onlara yol gösteren, onlara iş yanında insan olmayı, kıymet bilmeyi, saygı ve sevgiyi öğreten ‘patronlarına’ şükran duygularını göstermek için toplanmışlardı. Çok güzel konuşmalar yapıldı, duygusal anlar yaşandı, hem hüzünle, hem kahkahayla anılar anlatıldı. Daha önce bir konuşmasında bahsettiği gibi, dostumuz yaşarken kendisine cenneti gösteren bu güzel insanlara teşekkür etti. Ben de gözyaşları içinde bu güzel birlikteliği izledim ve gıpta ettim. Kaç kişiye yaşarken böyle anılmak kısmet olur ki? Sonra Emerson’un başarıyı tarifi aklıma geldi; ‘Başarı, geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır, tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir’. Bizim dostumuz çok başarılı olmuştu; yıllar sonra bu kadar yüce ruhlu insan onun için toplanmış, onu unutmamış, yaşamlarında fark yaratan bu kişiye ne kadar vefalı olduklarını göstermişlerdi.

Çok sevdiğim bir arkadaşım, meslektaşıma otuzlu yaşlarında ALS tanısı konmuştu, giderek kasları eriyordu, en sonunda yürüyemez, hareket edemez, kendi kendine nefes alamaz hale geldi ama yaşam sevincini hiç kaybetmedi. Bir gün bu arkadaşım için ne yapılabilir diye düşünürken onun adına bir toplantı düzenleme fikri doğdu. Bu toplantıda arkadaşımın özgeçmişini okuduktan sonra onun tekerlekli sandalyesinde, makinaya bağlı olarak sahneye çıkışını, yaptığı duygu dolu konuşmayı, gözlerindeki mutluluk ışıltısını hayatım boyunca unutamam. Bakışlarında hatırlanmaktan ötürü duyduğu sevinç, değer verilmekten dolayı duyduğu gurur, sevilmekten ötürü duyduğu coşku, hepsi bir aradaydı. Hepimizin hayatında fark yaratmıştı, sahip olduklarımızın kıymetini bir kere daha hatırlamamıza sebep olmuştu, birçok ALS hastasının hayat kalitesini (oturduğu yerden sadece bir bilgisayar yardımıyla ) artırmıştı. Biz de hastalığını iyileştiremesek bile, ona vefa duygumuzu göstererek kendisini iyi hissetmesini sağlamıştık. Hem o hem biz çok mutlu olmuştuk.

Cenazelerde hep düşünürüm, niçin insanlar ancak cenazelerde bir araya geliyor, ölen kişi yaşarken kaçı duygularını gösterip, o kişiyle ne kadar paylaşımda bulunmuş diye? Bazen şaşırırım, hep yalnız olduğunu düşündüğüm, yaşarken hep yalnız gördüğüm kişilerin cenazelerinin nasıl bu kadar kalabalık olduğuna şaşarım, aslında ben ölen kişiyi çok tanıyamadığımı, o sakin yalnız görüntünün ardında ne kadar çok insana dokunmuş olduğunu hayretle izlerim. Sonra da neden diye sorarım, bu kişi hayattayken nerelerdeydiniz, keşke o yaşarken hep böyle toplanıp bir araya gelseydiniz de ona ne kadar değerli olduğunu hissettirseydiniz.  Aynı düşünceler, ölen bir kişinin anısına yapılan toplantılarda da başıma üşüşür. Kişi hakkında konuşmalar yapılır, ne kadar iyiymiş, ne kadar değerliymiş anlatılır, birkaç fotoğrafla birlikte anılardan bahsedilir, sonra da o kişinin yakınlarına, çocuklarına bir plaket verilir. Halbuki giden gitmiştir, güzel anılmak, eser bırakmak tabi çok önemli, ama keşke o kişi ölmeden önce yapılsaydı bu toplantı olmaz mıydı diye iç geçiririm.

Bir kitapta okumuştum, adını hatırlayamıyorum, roman kahramanı kendi cenazesini kurgulamış, hikaye bu ya gazetede ölüm ilanı çıkmış ve onun cenazesi diye gelen insanların aralarında dolaşarak kendisi hakkında söylenenleri dinleyip, kah çok sevinmiş, kah çok üzülmüştü. Dost diye bildiklerinin aslında olmadıklarını, çok yakın olmadığı bazı kişilerin ise aslında ona ne kadar değer verdiklerini öğrenip, kendisiyle bir muhasebeye girmişti.

Hep derler ya vefalı dostları olmalı insanın diye. Bugünden tezi yok arayın dostlarınızı, büyüklerinizi, hala yaşıyorsa annenizi, babanızı ve onları ne kadar çok sevdiğiniz söyleyin. İlla ki ölümü beklemeyin ne kadar vefalı olduğunuzu göstermek için. Hayat zor, herkes bir koşturmaca içinde ama teknolojinin bu kadar geliştiği bu devirde, yanlarına gidemeseniz de onlara dokunamasanız da telefonun bir tuşuna basıp arayın sevdiklerinizi, seslerini duyun, o sesteki aranmaktan ötürü duyulan mutluluğu hissedin. Sizi aramıyorlar diye alınganlık edip aramamazlık etmeyin, bakın sadece aradığınız kişi değil, siz de ne kadar iyi hissedeceksiniz kendinizi.

Hepimiz bir gün bu dünyayı terk edeceğiz, ama yaşarken cenneti yaşamak için sevin, sevilin, karşılık beklemeden verin ve vefalı dostlar biriktirin. Sevgiyle kalın…