Sine Kritik

84

Tam Gaz (Baby Driver)

Biraz Tarantino, biraz Cazcı Kardeşler koksa da, yine de oldukça farklı bir sitil eşliğinde retro bir dokunuşa sahipti “Tam Gaz (Baby Driver)” adlı film. Araba sahnelerini sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken filmde beni en çok etkileyen klişeden uzak, hikaye ile uyumlu eklektik müzik tercihleriydi. Oskar sahibi Kevin Spacey ve Jamie Foxx ile birlikte her bir oyuncunun ayrı ayrı çok iyi oynadığı yüksek oktanlı aksiyon sahneler içeren filmde başroldeki Ansel Elgort karizmasıyla diğerlerinden bir adım daha önde olandı. Üç kâğıtçı çete lideri rolündeki Kevin Spacey öyle bir organik dayanışma ustasıydı ki çete üyeleri arasında yeri gelmekte iki sevgiliyi ayırırken, yeri gelmekte birbirine zıt iki insanı bile birleştirmekteydi. Kurduğu çete kurallarında her bir üyenin değeri üyenin kendine yaptığı katkı ile büyümekteydi. Bir hayli gergin gecen soygun sahnelerinde Spacey’nin Elgort’a ekibinde herkesten daha sık yer verme isteği, biraz da Elgort’un talep ve şikayet eden değil tam tersi sabır ve gayret makamında olması yüzündendi. Elgort siyah gözlükleri, ilginç mimikleri ve az konuşmasıyla ne kadar gizem sahibiyse, patronu rolündeki Spacey de o denli insani değerlerden uzak, gizli gerçeği insanlara söylemek üzere gelmesi beklenen dabbetül arz tarzda biriydi. Not: 7.5

2.22

Dejavu, kozmik kader ve mitolojiden esintiler sunan sitil sahibi “2.22” adli film yine de öze yönelik fazla da bir şey dememekteydi. Hislerin hissettirdiği filmde gizem dolu bir takım olaylar her gün aynı saatte sürekli yeniden tekrar etmekteydi. Daha önce pek göremediğim oyuncu kadrosunun elinden geleni fazlasıyla yaptığı filmde kahramanımızın çılgın tesadüfler sonrası etrafını sorgularken yaptığı her girişime hayır cevabı alması, onu daha da bir çileden çıkarandı. Ona göre bir şeye hayır deniyorsa, bunun illa ki bir de eveti olmalıydı. Böyle değilse hayır asla çözüm değildi. Ne olmadığını söylüyorsan ne olduğunu da mutlaka söylemen lazımdı. Asil daha kötüsü Dylan’ın kendine yakın hissettiği dostlarından gelen yaklaşımdı, yakın bildikleri evet de deseler, bir türlü denileni yapmamakta, böylesi yerine hayır deyip sonradan yapanlar sanki çok daha hayırlı olanlardı. Fizikteki gelişmelerden Hollywood senaristlerinin etkilenmemesi elbette mümkün değildi. Kuantum fiziğin anlattıkları Dylan’ın yaşadıkları içinde hep vardı ama sanırım Dylan klasik karakteri ile atom altı dünyanın karmaşıklığındansa, Newton fiziğin düzen dolu dünyasına çok daha bir yakın olandı. Not: 7