Sine Kritik

94

Lady Gaga (Gaga: Five Foot Two)

Yıllar önce öyle denk gelmiş, eşimle jet lag dorukta uçaktan iner inmez gitmiştik Lady Gaga konserine, New York Madison Square Garden’da. Tüm yorgunluğumuza rağmen konser boyu ayakta kalmamızı sağlayan Lady Gaga’nın muhteşem sahne performansı yanında kendi gibi orijinal  olan hayranları arasında belki de tek normal görünümlü sadece eşimle biz idik. İki binli yılların Madonna’sı sayılan ünlü şarkıcı benzer şekilde İtalyan bir orijine sahipken, sahne adını da efsane topluluk Queen’in “Radio Gaga” adlı eserinden almıştı. Kostümlerinden danslarına oldukça renkli kişiliğe sahip ünlü şarkıcının yaptığı tüm çılgınlıklar sonrası izlediğim “Lady Gaga (Gaga: Five Foot Two)” adlı film kendisini benim beklediğimden çok daha emin, yaptığı işin hakkını verip, gidişata uygun tedbir alan, basiret sahibi biri olarak tanıtmıştı. İnsanlarla kibir ve riyadan oldukça uzak iletişimi sayesinde hayran sayısını global anlamda her geçen gün daha da çok artıran Gaga, madde bağımlısı olduğu süreci bunun hakiki bir ihtiyaç olmadığını anlayarak çözmesi ile de ne denli akıllı olduğunu ayrıca ispatlamıştı. Şöhret basamaklarını tırmanırken, bunalım yaşadığı her gün beyni ile bedeni sürekli bir çatışma halindeydi. Aynısı beynin tatlı ile mutlu olup, bedenin bundan zarar görmesinde de vardı. Kim bilir belki de Gaga’yı Gaga yapıp, bu denli de enerjik tutan kendi içinde yaşadığı bu denli yoğun düalite kavgasıydı. 

Not: 6.5

Kingsman: Altın Çember (The Golden Circle)

Kahvede üçüncü dalga ne ise ajan türü filmlerde Kingsman serisi de benim için odur. İkincisinden birincisi kadar etkilenmesem de yine de aksiyon dolu iyi sahnelerin varlığı “Altın Çember (The Golden Circle)” adlı filmi bir şekilde kurtarandı. Colin Firth ve Taron Egerton’a bu defa Julianne Moore, Channing Tatum, Halle Berry ve Jeff Bridges gibi bir çok önemli oyuncunun eşlik ettiği filmde ben Elton John’un oynadığı rolü hangi amaçla kabul ettiğini gerçekten çok merak ettim. Hadi diyelim Elton John bir hata yaptı ama yönetmenin de usta müzik adamının böylesine komik bir hale düşmesine seyirci kalması gerçekten kabul edilir bir şey değildi. Filmdeki bir başka sıkıntı Tatum ve Berry gibi iyi oyunculara verilen rollerin oldukça kısa ve sıradan olmasıydı. Madem bu oyuncular olacaktı, o zaman sırf onlar var diye canlandırdıkları karakterler de az bir şey daha derinleşmiş olmalıydı. Kahramanlarımız janti bir teşkilatın üyesi olarak sadakatle görevlerinin başındayken, karşılarında bu defa Julianne Moore’un yönettiği hep alıp, asla vermeyen organize eşkıya bir örgüt vardı. Colin Firth’ün serinin ilk bölümünden aldığı darbe ile kaybettiği hafızasını geri kazanma çabasında ona en çok yardımcı olanın onu en iyi tanıyan Egerton olması asla bir tesadüf değildi. Süreç birlikte yaşadıkları bana ayrıca çok hoşuma giden bir hikayeyi hatırlattı. İçeride neler olduğunu merak eden hali vakti yerinde bir grup deli taklidi yaparak akıl hastanesine girmek istemiş, girdikten sonra da içeride ister istemez kendi aralarında normal davranmaya başlamışlardı. Egerton-Firth örneğindekine benzer şekilde burada da grubun deli olmadığını içerideki hasta bakıcı ve doktorlar değil maalesef koğuştaki diğer deliler anlamışlardı.

Not: 6.5

Churchill

Yemek, seyahat ve edebiyattan keyif alan, Britanya tarihinin belki de en sıra dışı siyasetçisi idi Winston Churchill. Sigara ve alkole olan bağlılığı hanesine eksi olarak da yansısa, karısına olan sadakat dolu aşkı da diğer yanda önemli bir artısıydı. İngilizler kadar diğer ulusların da geleceğine damga vuran kurt politikacının kelimeleri siyasi arenada kullanış biçimi nerdeyse Sheakspear’i andırır bir düzeyde idi. Bırakın herhangi rakip bir siyasiyi, mizah ustası Bernard Shaw’ı bile hazırcevaplılıkta zor durumda bırakan ünlü politikacıya Shaw bir defasında “Yeni oyunum için size iki kişilik bilet gönderiyorum, eğer halen bir dostunuz varsa birlikte gelebilirsiniz” demiş, Churchill ise “Maalesef başka bir yere sözüm olduğundan ilk gece oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim, ikinci gece gelmek isterdim ama oyununuzda sanki o denli uzun sürmeyecek gibi” diyerek cephedeki usta manevrasına benzer şekilde anında cevap vermişti. İkinci Dünya Savaşında ABD’nin savaşa son veren meşhur Normandiya çıkarması öncesi yaşananları anlatan film İngiliz politikacının özellikle ABD heyetiyle yaşadığı görüş ayrılıklarını konu almıştı. Çok ilginçti İngilizler, kendi anavatanlarında yönetim biçimi anayasal monarşiyken, savaş sonrası Irak’a da Suriye’ye de cumhuriyeti getiren onlardı. İroni biraz da burada saklıydı. Saddam’ın Irakı’nda cumhuriyet vardı ama demokrasi konusunda kralın İngiltere’si ondan çok daha ileride olandı.

Not: 6.5