Milenyum Jenerasyonu Sorunu

180

Simon Sinek çok güzel bir video paylaşmış. Yeni jenerasyonları anlatmış. Yeni nesil dediğimiz grubu. 1985 yılı ile başlangıç vermiş. Yani 1984 yılı itibari ile doğanlar yeni çağın yetiştirdiği birinci ayak nesiller. 1984’den tabi ki günümüze gelmiş ve elbette sonsuzluğa doğru bambaşka kuşakların varlığının temelini çok kolay bir şekilde anlatmış.

Millenium Kuşağı bunlar. Bu kuşak narsist, bencil, odaklanamayan ve tembel olmakla suçlanıyorlar. Ve elbette en önemlisi kendilerini ayrıcalıklı görüyorlar. Bu şekilde lider olmak istiyorlar. Farklı olmak istiyorlar. Bunları da kolay elde edebilip ama hala mutsuz oluyorlar.

Çünkü diyor Simon Sinek bir parça kayıp. Hayatta öğrendiğimiz 4 parça var.

  • Anne, baba
  • Teknoloji
  • Sabırsızlık
  • Çevre

Bu yeni çevrenin çoğu da başarısız ebeveyinlik stratejileri ile büyümüşler. Sürekli özel ve farklı olduklarını duyarak yaş almışlar. Ne isterlerse alabilecekleri söylenmiş hep. Okullarda sırf hak ettikleri için değil aileler şikayet ettiği için yüksek not almışlar, katılım madalyaları almışlar ki bu başarı ile kazananın madalyasını önemsiz hale getirmiş. Bu şekilde büyüyen, istedikleri her şeyi sırf istedikleri için alabilen grup mezun olup gerçek hayata atılıp işe girdiklerinde anlıyorlar ki özel falan değiller.

Anneleri terfilerini alamıyor. Sırf katıldıkları ve sonuncu oldukları için bir ödül verilmiyor.

İstedikleri her şey istedikleri an sahip olamıyorlar. Tüm dünyaları yıkılıyor. Kendilerine güvenleri bir önceki jenerasyondan düşük oluyor. Ayrıca bu nesille beraber hepimizin de instagram, facebook ve sosyal medyada büyüdüğümüze değiniyor Simon. Her şeyimize filtre koymakta artık oldukça iyi olduğumuzu söylüyor. Yani bu ne demek; hayatımızı da olmadığımız gibi gösterebiliyoruz. Herkes olayı çözmüş, nirvanaya ulaşmış ve güçlü, mutlu görünüyor.

Herkes! Fakat gerçek bu değil. Çoğumuz bir şeyi çözmüş ve ya tam olmuş durumda değiliz ki.

Tabi ki böyle büyüyen bir neslin de ayarları gidiyor.

Kendi suçları olmadan kendine güvenleri az bir jenerasyon yetişiyor ki kesinlikle kendi suçları değil diyor Simon. Sosyal medya, dopamin denilen bir kimyasal salgılanmasına yol açıyormuş. O yüzden bir mesaj geldiğinde, beğeni geldiğinde kendimizi çok iyi hissediyormuşuz. Azıcık üzgün olduğumuzda  mesaj atıyoruz ve bingo gelenle anlık mutlu oluyoruz.

Hatta bu yüzden gelen beğenilere dönüp dönüp bakıyormuşuz. Eğer cevaplar azalırsa nerede hata yaptık sevilmiyor muyum moduna giriyormuşuz. Bu dopamin alkol aldığımızda, kumar oynadığımızda hatta sigara içtiğimizde hissettiğimiz duyguymuş. Yani Yüksek Derecede Bağımlılık yapıyormuş!

Asıl sorun sigara, alkol ve kumar için yaş sınırı var fakat teknoloji için yok. Kısıtlama yok. Ergenlerimiz de hem bu ergenlik sorunu ile başa çıkmaya çalışırken dopamin denilen kimyasal uyuşturucu ile büyüme sorunu ile karşı karşıyalar.

Ergenlikte aile dışındaki dünyaya açılıp olgunlaşarak, doğal bir şekilde, filtresiz yaş alabilmemiz lazım ki bu en doğru doğal yöntem. Düşe kalka, hislerle baş ederek, konuşarak, paylaşarak, yaşayarak ve çabalayarak büyümek.

Küçükken tek onay merkezimiz ailemiz fakat ergenlikten sonra yaşıtlarımızın da onayına ihtiyaç duyarız. Bu aileler için moral bozucu da olsa ergen genç için asıl olandır. Bu sayede dışarıdaki kültüre adapte olabiliriz. Bu dönemde de dostumuza arkadaşına güvenebilmeyi öğrenmemiz lazım. Bazı bireyler bu konularla baş edebilmek için alkol uyuşturucu etkisinde ortaya çıkan dopamini keşfeder. Ve ne yazık ki bu beyinlerinde kalıcı hale gelir.

Böylece bir bağımlı ne zaman stresli bir duruma girse o şişedeki insana dönüşür, yani bağımlı olduğu o şeyden yardım ister. Tekrar iyi hissedebilmek için. İşte bu dopamin salgılayan teknolojiye sosyal medyaya kısıtlamadan erişim sağlayınca bu etki, bu jenerasyonda büyüyen çocuklarımızda kalıcı hale geliyor. Strese girdiğin an çareyi bir insanda değil bu dopamini salgılayan sosyal medyaya sarılıyoruz. Bu yüzden de derin ilişkiler kurmayı, kalıcı duygular yaşamayı unutan bir toplum haline geliyoruz ki zaten çoğu bunu nasıl yapabileceğini bile bilmiyor.

Arkadaşlarını  yüzeysel buluyorlar, güvenmiyorlar. Eğleniyorlar ama o derinliği göremiyorlar. Stresle başa çıkabilme mekanizmaları da yok. Çareyi anlık hisler veren şeylerde arıyorlar. Bağımlılar.

Mesela eğer bir yemekte masada olmayan biri ile mesajlaşıyorsan bağımlısın. Bir toplantıda telefonunda ayrılamıyorsan bağımlısın.

Peki bunca karmaşanın bu jenerasyonda bıraktığı etkiler nedir;

  • Sabırsızlık. Beklemek yok. İstediğin her şey bir siparişle ertesi gün kapında. Dizi izleyeceksin tüm bölümleri karşında. Hatta hepsi bir izlemek için tüm sezon izlemeyip tek bir seferde tüm sezonu izleyenler var. Hayat kolay erişebileceğimiz maddeler ve duygularla doldu taştı. Böylece sabır ve çabalama yok.
  • Kendine güven yok. İlişki kurabilmeyi doğal olabilmeyi derine inebilmeyi öğrenemiyorlar. Yüzeyde yaşıyorlar. Kısa ve net cevaplarla her şeyi hallediyorlar. Bir ilişkiyi bitirmesi ve bir diğerine geçilmesi bir mesajla 10 saniye.
  • Başarıya ulaşmada çalışmayı bilmiyorlar.
  • Mutsuzlar.
  • Bir etki yaratma peşindeler ama bu etkinin ne olduğunun ve nasıl olduğunun farkında değiller.
  • Mutluluk için sabır ve emek gerektiğini bilemiyorlar.
  • Ve bu sebepler yüzünden de mutsuz depresif bir jenerasyon yetişiyor.
  • İntihar, depresyon artıyor.
  • Amaçsızlar.

Ve bunların suçu kesinlikle bu harika gençlerin değil. Onlara mutluluğu öğretemeyen, uzun vadedeki yaşamı değil, kısa anlık kazançları öğreten, koca bir ömre değil, kısa bir yıla önem vermeyi öğreten,

İşbirliği ve güven hissini öğretemeyen, Limitsiz erişim dünyasında başa çıkabilmeyi öğretemeyen çevre suçlu.

Çocuklar değil.

Oysa çocuklar kendilerini suçlu buluyorlar, baş edemiyorum hissi içindeler fakat onlar değil sorumlu. Fakat eğer bunu çözemezsek bu çocuklarda büyüyüp ebeveyn olacaklar ve bu kısır döngü devam edecek.

Konuşmayı öğrenmemiz lazım. Yazarak değil konuşarak iletişim de kurabilmenin önemini tekrar hatırlamak gerekiyor. Teknoloji kullanma kuralları lazım. Mesela bir yemekteysek telefon kullanmama kuralı getirilmesi gibi. Bir toplantıdaysak ilgimizi sadece toplantıya ve çevremize verebilmeliyiz. Bir kural olmalı telefon ve sosyal medyayı kullanma alanları olarak. Telefonları evde oturma odasında şarj edip bırakmak gibi. Telefon, teknoloji ve sosyal medya kullanım görgü ve toplum kuralları oluşturulmalı. Bu hepimiz içim şart olan bir madde.

Böyle tehlikeli bir bağımlılığı sınırsızca bilgisizce kullanmak bizleri yaşayan duygusuz, başarısız ve mutsuz bireylere döndürecek. Gerçekten üstünde düşünülmesi gereken ciddi bir problem.

İzlemek İsteyenler Simon Sinek yazıp youtube’dan daha fazla bilgi alabilirler.