Kadın Olmak

152

Siyaset olmaz, kalem ters bir şey yazar, sonra ayıkla pirincin taşını. Ekonomi desen hiç bilmem, bilsem zahir bu yaşa kadar çalış çalış zengin bir kadın olurdum. Neyse ki çok param yoksa bile heybemde bir dolu annemin bellettikleri, yaşanmışlıklarım, varlıklarım var. Varlık ki hayatta biriktirdiğin tüm güzel dostlar, ailen, kültürün, bilgin, görgün, tecrübelerin, kimseye borcun harcın yok, muhtaçlığın da yok,  arı sili mis gibi, haysiyetli, seviliyor, seviyor olabilmek, güvenilir olmak, başını yastığa koyduğunda, yatakla yastıkla debelenip, savaşmadan, kara basanlar görmeden uyuyabilmek, afiyette uyanabilmek, varlık işte budur. Huzur, Rabbi’nin huzuruna çıkabilecek mertebede, iyi bir insan olabilmektir, merhamete, vicdana, iyiliğe sıkı sıkı sarılmak, tövbelerini, dualarını, şükürlerini zikretmek huzurdur. Allah hepimize sağlıklı, huzur da olabilecek, varlıklı hayatlar nasip etsin inşallah.

Bence hiçbir kız çocuğu hayata güçlü bir kadın olayım diye doğmaz, naturamıza ters sanki. Bizler anne olmaya kodlanmış, harika hayaller kuran, prensesler gibi yaşamayı seçmiş çocuklardık. Korunmayı, varlığıyla emniyette olduğumuzu hissettiğimiz erkekleri severiz, çalışıp para kazanmayla ne işimiz var, bize babalarımız, eşlerimiz, hayat arkadaşlarımız bu konforu sunmalı.

Çoğumuz bu konfora sahip olamadığımız için, “Kadın ayaklarının üstünde tek başına durabilmeli gazıyla”, hayatın hamur karıştırıcısının içinde sağa sola, mayalanana kadar döner dururuz. Hayat bazen sana mis gibi, fırından yeni çıkmış francalayı eline tutuşturur, bırak yemeği, koklamaya doyamazsın. Bazen fırıncı darabayı kapatmıştır, bayat ekmek bile bulamazsın. Burnunu düşürür, sümüğünü çeke çeke volta atarsın.

Kadınların fettan, cadı, “master of the game” olmaları kaderin cilvesidir. Arkasında belki tutulmamış sözler, yaşanmamış mutluluklar, ölümler, ayrılıklar vardır. İhanetler, aldanışlar, belki güvendiği dağlara karlar yağmıştır, canları çok acımış, yaralanmış, kanamış, ayakta duracak halleri bile kalmamıştır.

Şükürler olsun ki prenses olmak için yaratılan biz kızlar her ayağımız kayıp da düşmeye başladığımızda ilahi bir el tarafından kaldırılırız. Biz iskambil kâğıtlarından yapılan kuleler gibi hemencecik yıkılmayız.  Enkazların altında hemencecik kalmayız. Biliriz ki o el, bizi silkeleyip, umutlarımızı, hayallerimizi, yaşama sebeplerimizi tekrar verecek.

Öğrenmişizdir; Barbara Cartland’ın hayal perisi olduğunu, mutluluğun, aşkın, sonsuz olmadığını,    beyaz atlı prenslerin olmadığını ya da öptüğün kurbağanın prense dönüşmeyeceğini, samanlığın seyran olmadığını, “bir de kahve yeter’in” yetmez olduğunu, yoluna devam ederken güzelliğin, yalnızlığının yanında, seçtiğin bir lüks olmadığını.

Bunları seçmedik, sunuldu, arz da etmemiştik, “Sağlık olsun, vardır bunda bir hikmet diyerek, gülerek, baş tacı etmeyi öğrendik, kraliçeliğe terfi ettik. Artık kimseler tacımızı alamaz, dünyayı yaksanız, eğilir sigaramızı yakarız. Ne kimseyi tınlarız, ne kafamıza takarız, eskidendi, çok eskidendi. Keremine binlerce kere şükürler olsun.

Birkaç iyi haber bir de kahve olsa yeter. Yalnızlık güzel kadınların lüks seçimleri…

Beklemek güzeldir ama doğru duraktaysan.

Bazısı sevgilisinin kokusunu içine çeker, bazısı sümüğünü. Hayat bazen zalimdir.

Gülümsemenizin dünyayı değiştirmesine izin verin.