Bugüne Kadar Bildiklerinizi Unutun. Baykuş?..

1075

Bu konu nereden çıktı diyeceksiniz şimdi. Ben yaratılmış olan her canlıya hayranlıkla ve sevgiyle bakarım (böcekler hariç), en büyük hayranlığım insana ve doğaya. Nedense kuşları çok seviyorum, onları uçarken görmek bende heyecan, hayranlık ve özgürlük duyguları oluşturur. Yıllardır hem kuşları öğrenmeye çalışır hem de her yerden kuş figürleri toplarım. Son öğrendiğime göre de mitolojide kuşlar insanların dileklerini Tanrı’ya ulaştıran canlılar. Kuşlar arasında baykuşların özel bir yeri var, baykuşlarla ilgili araştırma yaparken bu batıl inanç işi aklıma takıldı ve böyle bir yazı yazmaya karar verdim.

Batıl inançlar, nesiller boyunca devam eden caydırıcı, mantıksal bir temele dayanmayan, hiçbir zaman bilimsel olarak kanıtlanamayacak inanışlar, böylece bilinmesi gereken şeyler belli korkular ile empoze edilmeye çalışılmakta. Bu inançların kökeni paganist döneme kadar gitmektedir. Bir de hurafeler var ki, bunlar daha çok din ile ilgili ve bunlar insan hayatını kötü yönde etkileyebilir.

Batıl inançlar toplumlarda farklılık göstermektedir. Toplumumuzda kara kedi ve baykuş uğursuzluk belirtisi olarak kabul edilmekte. Tanrının yarattığı canlıların uğursuz olmasına imkan var mı? Ama küçük yaşlardan itibaren empoze edilen bu inançlar tanıdığım çok mantıklı, aydın insanları bile etkilemekte. Bazı toplumlarda ise yanında bir baykuş figürü taşımanın uğur getirildiğine inanılır, başarının ve şansın anahtarıdır… Ben de bu uğura inananlardanım. Baykuş başında, kulak yerinde iki sorguç bulunan, yeryüzünde yaklaşık iki yüz türü olan yırtıcı gece kuşlarının ortak adıdır. Halkalı koca gözleriyle serçe gibi kuşları ve avını hipnotize eder. Mavi rengi gören tek kuş türüdür, gece avlanır ve gecenin şeytanları olarak bilinirler. Bilimsel olarak baykuşların görüşü çoğu kuş ve hayvana göre daha açıktır. Bizim ve diğer canlıların göremediği birçok enerjiyi tespit edebilirler, tehlikeli olanları ve ölümü haber verirler. Baykuş uğursuzluk getirmez, yarar getirir. Bulunduğu ortamda ya da evde zararlı haşereler olarak bilinen yılanları, kertenkeleleri, keneleri, çıyanları insanların yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırırlar. Böylelikle baykuşun zararı değil faydası dokunur.

Onların ölümü haber vermesi aslında insanları uyarmak içindir, fakat efsaneye göre köyün bilgesinin öleceğinin enerjisini hisseden bir baykuşun her gün belli aralıklarla gelip bilgenin evinin çatısında çığlıklar attığı söylenir. Köyün bilgesi ise bunun anlamını bilmektedir ve kendine bir çırak yetiştirmek ister, bunun üzerine yetenekleri olduğunu düşündüğü bir genç ile çalışmaya başlar, ona tüm bildiklerini öğretecek vakti olmadığını bilmektedir. Birkaç önemli bilgiyi verdikten sonra ona baykuşu korumasını ve ona bıraktığı yazıtlarını okuyarak öğrenmesini salık verir. Bilgenin öleceği gece baykuşun çığlıkları tüm köyde yankılanır. Ertesi gün bilgenin öldüğünü öğrenen köylüler çatıdaki baykuşun buna sebep olduğunu söyleyerek onu öldürmek isterler. Buna engel olmak isteyen bilgenin genç yardımcısı ise köylülere bir türlü söz geçiremez çünkü onlar baykuşun lanet getirdiğine çoktan inanmışlardır. Baykuşu kurtarmak isteyen genci de laneti koruduğu ve şeytana yardım ettiği gerekçesiyle öldürürler.

Mistik ilimler ve büyüler konusunda meşhur olan Babilliler baykuşların, yeni doğum yapmış ve bebeği ölmüş bir kadının çığlığına benzer bir ses çıkardığına inanırlar. Bu sebeple baykuşun ölüm getirdiği ve sıkıntı getirdiğine yönelik inanç, zamanla baykuşların uğursuzluk getirdiği inancına dönüşür. Avrupa, Asya ve Afrika’nın birçok bölgelerine yayılmış olan Romalılar baykuş hakkında Babilliler zamanından kalan görüşleri benimsemiş ve baykuşu bir uğursuzluk sembolü olarak kabul etmişlerdir. Romalılara göre baykuş ölüler diyarından geliyordu ve yakın bir ölümün habercisiydi. Sezar öldürülmeden az önce de baykuşların haykırışları duyulmuştu. Günümüzde Romalıların etkisi altında olan Avrupa ve

İngiliz kültürlerinde olduğu gibi Anadolu’da da baykuş ”ölüm” ve ”uğursuzluk” sembolü olmasına rağmen Roma ordularının ulaşamadığı kuzey ülkelerinde uğur sembolü olarak kabul edilmektedir.

Gelelim baykuşun bilgeliğine, hatırlarsınız çocuk çizgi filmlerinde ormandaki hayvanlar arasında baykuş hep bilgedir…

Baykuş Yunan mitolojisinde bilgelik ve felsefenin sembolüdür. Kafasının iriliği, ağır ve temkinli hareketleri ve hep bakan gözleri ile Zeus’u temsil eder, aynı zamanda Zeus’un kızı Athena’nın da sembolüdür. Başka bir inanışa göre de Athena dünyaya indiği zamanlar ölümlülere baykuş olarak gözükmüştür. Bilgelik, sanat, strateji, barış ve savaşın tanrıçası olarak bilinen Athena’nın üç tane sembolü vardır. Mızrak savaşı, zeytin dalı barışı ve zaferi, baykuş ise bilgeliğini simgelemektedir. Athena, aynı zamanda Atina şehrine ismini veren tanrıçadır.

Baykuş Eski Mısır’da uygarlığı temsil etmektedir. Mısır alfabesinde “M” harfinin simgesi baykuştur. Mimar Sinan Üniversitesi’nin ambleminde baykuş yer almaktadır. Bir rivayete göre firavunun asasında bulunan baykuş, insanoğlunun ilk sanat eserlerinden sayıldığı için üniversitenin amblemi olarak seçilmiştir. Yine bir blogda okuduğuma göre Mimar Sinan’ın eserlerinde baykuş figürlerine rastlanmaktadır. Sanat tarihi açısından ne kadar doğrudur bilemem ama gerçekten de camilerin çeşitli yerlerinde değişik açılardan bakıldığında baykuş figürünü görmek mümkün olmaktadır.

Kızılderi kültüründe ise, bilgelik, algı, ayırt etme ve hileyi anlama özelliklerinin öğreticisi olarak düşünülür. Baykuş paradoks ve gizin; yaşam ve ölümün, dişiliğin, karanlığın ve bilinmeyenin öğretmenidir. Ayrıca baykuşların büyücülerin yardımcısı olduğuna inanılır. Bu nedenle birçok kızılderili toteminde baykuş motifine rastlamak mümkündür.

Binlerce yıldır toplumlara yerleşmiş inançları değiştiremeyiz ama gelin bundan sonra baykuşa farklı bir gözle bakalım. Kötü inanışları bırakıp hep iyiyi görelim, insanın niyeti neyse bakış açısı da odur. Alın cebinize bir baykuş figürü, bakın bakalım şansınız açılıyor mu?

Baykuş’a Dair / Sadık Türksavaş

Atina şehrinin kuruluşu

Atina şehrini yeni kurulmaktadır ve şehrin tanrısı kim olacağı söz konusu olur. Bütün Olimpos tanrıları bir araya gelirler. Çeşitli yarışmalar sonucunda iki tanrı kalır. Bu iki tanrı Poseidon ile Athena’dır. Jüri tanrılar ve şehre en büyük hediyeyi verecek olanı şehrin tanrısı seçeceklerini belirtirler. İlk olarak kendinden emin Poseidon öne çıkar. Üç başlı mızrağını yere vurur ve yer yarılarak bir at ortaya çıkar. Poseidon atı herkese göstererek “Bu evcil bir attır, insanı yorulmadan istediği her yere götürür, onun yüklerini taşır” der. Bütün tanrılar büyülenmiştir bu hayvan karşısında. Athena ise küçük bir gülücük atar ve ünlü mızrağının yere saplar. Mızrağın saplandığı yerden bir filiz çıkar ve büyür büyür çok güzel bir zeytin ağacı olur. “Bu da zeytin ağacıdır. Meyvesi olan zeytinin saymakla bitmeyen özellikleri vardır. Zeytini insanlar yiyebilirler, yemeklerine katabilirler. Yağını yapıp yakarlar, geceleri aydınlatırlar. Yemeklere dökerler, çok güzel lezzetler elde ederler. Aynı zamanda bozulmaz ve bozulmasını istemedikleri yiyecekleri saklarlar. Ve böyle faydaları daha da sayılabilir.” Der ve şehre sahip olur. Şehrin ismine de Atina denecektir bundan sonra.