Bitti mi Bitiyor…

169

Aynı kalmıyor hiçbir şey, hani Heraklitos’un “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözünü doğrularcasına bitiyor…

Ya su değişiyor, ya nehir, mahal belki de mevsim…

Tarsus’ta yatılı okurken Cuma akşamları dönüş yolunda durduğumuz benzin istasyonunun yanında ki büfede satılan çilek suyunun kokusunu unutmadım, unutamadım… Her gördüğümde atlayıp aldığım meyve suyunda bu tadı aradım durdum, taa ki Türkmenistan’da dağlık bölgeden gelen eğri, yamuk yumuk o küçük çilekleri görünceye kadar… Çok benzer tat ve kokuda olan bu çileklere anladığım kadarı ile medeniyete taklalar attıran insanlığın eli henüz değmemişti.

Biten bitiyor… Çocukluğunda ki oyunlar gibi…

İlk gençlik aşkın…

Okulların, hani hiç bitmeyecek gibi gelen imtihanların, sınavların gibi…

Askerliğin, düğün dernek işleri ardından üç kuruşta olsa bir gelir elde edememe endişesi gibi…

Boşanan arkadaşlarınla eskisi gibi olamamak gibi…

Bazen sabrın gibi… Aynı sabrı gösteremediğin zaman çevrende ki insanların seni anlayamaması gibi…

Yıllar önce gittiğin gördüğün yerlerin yerinde yeller esmesi gibi…

Bitti… Ne fena bir kelime aslında, bazen olumlu anlamda bile kullanılsa biten bitiyor, giden gidiyor…

Kaybettiğin annen babanın ardından döktüğün gözyaşları gibi… O gözyaşları bitse de duyduğun özlem hiç ama hiç bitmiyor..

Yazının başında çilek dedim ya çilek… Yahu bırakalım çileği, şalgam nasıl değişti? Aynı bitki, aynı su, aynı reçete bırak fabrika işini… Aynı adamın şalgamı nasıl değişti? Belki de değişen şalgam değil, bizzat kendimiz değiştik, ağzımızın tadı değişti…

Beklentiler arttı, konfor gelişti, klimalar her yerde, her evde ama sıcaklık bile gelişti… Artık daha fazla yanıyorum, oysa eskiden derdim bile değildi….

Biten bitiyor, ilişkiler gibi, bazı dostluklar gibi… Hani bir simidi bölüştüğün o çocukluk arkadaşına ne oldu? Bırak simidi selam sabah bitti!

Hızlı bitirmemek için azar azar tüketmeli… Ağzında tadını, ruhunda keyfini, zamanında tüketmeli… Belki de anılara saklayıp tüketmemeli.