Başarılı mıyım? Başarılı mısın? Başarılı mıyız?

109

Başarı nedir?

İyi bir arabaya, bir ev bir arabaya, güzel bir kariyere sahipsek, saygınsak, zenginsek, belli bir statüye sahipsek başarılıyız diyoruz sanki, modern dünyada olayımız bu. Öyle mi? Değil mi?

Peki, başarı; “kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve en ideal haliyle kendini gerçekleştirebilmesi” olarak tanımlanabilir mi?

Başarı öncelikle hedeflere de bağlı bir şey olabilir mi?

“Her” insanın, “eşit” ve “aynı” şekilde açıklayabileceği bir şey mi?

Verimlilik, tatmin, huzur, mutlu olma başarının kriterleri midir? Başarının kriterleri nedir?

Dostlar başarı;

Hiçbir insanın, eşit ve aynı şekilde açıklayabileceği bir şey değildir.

Görecelidir.

Kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve en ideal haliyle kendini gerçekleştirebilmesidir.

Kişinin “kendi” isteğiyle, “kendi” koyduğu hedeflere ulaşabilmesidir.

Verimlilik, tatmin, huzur, mutlu olma başarının kriterleridir.

Peki günümüzde böyle mi?

Modern dünyada; en genel geçer başarı tanımı, zenginliktir.

Zenginlik çoğu kişi için bir başarıdır.

O yüzden, hedeflerin içinde illa ki zengin olmak olur.

Başka bir deyişle; zengin olan kişi kendini başarılı zanneder.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre, kişi başı gelir yükseldikçe mutluluk skorları düşmüş. Servette artış olmuş, ama mutlulukta düşüş olmuş. Depresyonda artış olmuş. Burada olay şu: Temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra gelen para mutluluk getirmemeye başlıyor. Bunun bir eşiği var. Eşik de öyle büyük bir zenginlik seviyesi değil, aksine para arttıkça mutluluk süresi düşüyor. Kısa vadeli mutlulukların yerini, uzun vadede mutsuzluk alıyor.

Bu durumun asla bir sonu yok, sahip oldukça fazlasını istiyoruz ve tatmin olma seviyemiz, sahip olduklarımızdan yetinme, mutlu olma seviyemiz düşüyor ve her seferinde daha da fazlası daha da fazlası diyoruz. Belli bir zenginliğin üstünde artık mutlu olmuyoruz.

“Elimizde olan şeyleri çok seyrek düşünürüz. Eksik olanları ise daima.”
Arthur Schopenhauer

Yeni ev alıyoruz. Manzaranın tadını çıkaracağım diyoruz. Kısa sürüyor, bir süre sonra manzaraya dikkat etmemeye başlıyoruz.

Buna hedonik adaptasyon deniyor.

İnsanoğlunun yaşadığı ortama uyum sağlayabilmesi, işlevsel olabilmesi ve hayatta kalabilmesi için adaptasyon çok önemlidir. Hepimiz günlük yaşamımızda farkına varmadan birçok şeye uyum sağlıyoruz. İlk başlarda haz duyduğumuz şeylere giderek alışmanın sonucunda artık hoşlandığımız şeylerden haz alamamaya başlıyoruz.

İnsanın başlangıçta büyük mutluluk duyduğu ve haz ihtiyacını tatmin edebildiği çeşitli olaylara, etkinliklere ve durumlara zamanla uyum sağlaması sebebiyle haz ve tatmin kaybı yaşamasıdır. 

Hedonik adaptasyon nelerde olur, nelerde olmaz?

Şöyle diyebiliriz;

Eşya gibi, maddi birtakım şeylere çaba yoluyla, acı çekerek diyelim, ulaştığında daha anlamlı oluyor. Kolay yol ile ulaşıldıysa, kısa sürede tatmin kaybı oluyor. Aslına bakarsanız, ilişkilerde de bu durum söz konusu, çok derin değer odaklı değil ise ilişki ve/veya kişinin/ilişkinin pozitif taraflarına değil de negatif taraflarına odaklanınca da üretim kalmıyor, tüketime geçmiş oluyoruz, tatmin seviyemiz düşüyor.

Ayrıca günümüzde; sürekli konsantre kısa yollar sunuluyor bize, başarılı olmak adı altında sunuluyor. Çabaya gerek olmadan, kısa yoldan zengin olmak, kısa yoldan kariyerde ilerlemek gibi. Başarıya yönelik sabır eşiğimiz de düştü, bir çaba göstermeden hemen başarılı olmak istiyoruz. Gencecik kişiler, CEO olmak istiyor ve kısa sürede de bir şekilde bunu sağlıyorlar, sonra kalan zamandaki başarı boşluğu büyük bir mutsuzluğa itiyor insanları. O vakit başarıdan bahsedemiyoruz.

Yetişme tarzımızda da bazı sorunlar var. Büyüklerimiz ne der genelde?

Yavrum, evladım ne olursan ol yeter ki “baş” ol, bir şeyin başı ol, hiç bir şey bulamadın soğan başı ol gibi.

“Oğlum müdür.” “Oğlum zengin” Oğlum patron” ya da kızım. J

Oğlu, kızı nasıl müdür oldu, ne konuda başarılı, uzman, yaratıcı, yaptığı işi gerçekten layığıyla yapıyor mu? Ve ve ve en en en önemlisi, buraya çok dikkat çekmem gerekli; yaptığı iş ile ailesine, çocuklara, topluma, çevresine vb nasıl bir katkısı, faydası var, var mı? En önemli soru bu.

Allah aşkınıza, 20 küsur yıldır iş hayatındayım, çok netim ki çok az insanda yöneticilik vasfı vardır. Modern iş hayatı sanal statüler yaratmış durumda. Bunun yönetimini çok iyi ve doğru yapan kurumlarda şöyle bir olay oluyor, maaşlar yükseliyor (uygun bir sistemde bunun detayının yeri bu yazı değil diye geçiyorum), unvan yükselmiyor, o yüzden ortalarda vasıfsız yöneticiler, müdürler, direktörler uçuşmuyor. Modern iş hayatında artık çoğunlukta, ekip ruhundan, stratejiden, insan yönetmekten bir haber kişiler yöneticiler uçuşuyor.

Bakıyorum, bir sürü girişimcilik programı var. Herkes katılıyor, girişimciyim diye geziniyor. Kendi işimi yapayım daha rahat ederim diyor. Ben 09:00-18:00 örneğin çalışmak istemiyorum diyor, halbuki girişimcilik dediğin daha çok çalışmak.

İş sabah erken kalkmaya, çaba göstermeye gelince tökezliyor. Asıl patron kişi, girişimci kişinin iş odağı, çabası, çalışması yüksek olmalıdır, başarılı girişimci dediğimiz kişi erken kalkar, yol alır diyebiliriz, daha çok çalışır, çalışması gerekir.

Bir de bu bahsetmeye çalıştığım modern dünya, modern iş hayatı, para odaklı hal, altı boşaltılmış başarı odağı bazı farklı sonuçlar da doğuruyor.

Kimse marangoz olmak, su ustası, elektrik ustası olmak istemiyor. Ortalık inşaat mühendisi kaynıyor, ama evinizde suyla, elektrikle ilgili bir sorununuz olduğunda iyi usta bulmak, hatta usta bulmak zor oluyor. Tabii meslek liselerine de ihtiyacımız var. Sistemde de sıkıntılarımız var, o da ayrı bir tartışılması gereken ve hatta bir an evvel çözüme kavuşturulması gereken bir konu.

İllaki bir dağın zirvesine çıkmak zorunda değiliz.

Formula yarışlarını kazanan formula pilotunun aracının bakımını yapan, yarışta hizmet veren ekibin yaptığı o işleri yapmak hiç de kolay değil. Bunları yapan kişiler de oldukça büyük başarılara imza atmış oluyorlar, öyle değil mi? Bence kendileriyle en az yarışçı kişi kadar övünebilirler.

Peki nerede kalmıştık? Hedonik adaptasyon…

Manevi, değer odaklı durumlarda, dostluk gibi, alışma diyelim, tatmin kaybı olmuyor, aksine ihtiyaç duyuluyor, hep mutluluk, güven hissettiriyor.

Şöyle de açıklayabiliriz;

Dostluk, çocuklar vb ilişkiler üretim gerektiriyor. Değerler; üretim, gelişim, öğrenme, süreklilik gerektiriyor. Bunlar uzun vadeli başarı oluyor. Burada üzerinde durmamız gereken, üretim odaklı ilişkiler, tüketilen, yüzeysel ve/veya negatif içeriğine değil pozitif içeriğine odaklanılan ilişkiler uzun vadeli oluyor.

Hepsinden önemlisi;

İnsanın kendi koyduğu hedefe ulaşması konusu.

Toplumumuza baktığımızda hedeflerin çoğunu başkaları koyuyor.

Anne babaların çocuklarına koydukları hedeflerle başlıyoruz yaşama.

Kendine ait bir fikri olması, başkasına ait yüz cümlesi olmasından iyidir aslında.

Çocuklarımızı baleye yazdırıyoruz, diğer insanlar yapıyor biz de yapalım diyoruz. Çocukların çoğu balerin olmuyor, çocuk için aslında bir nev’i zaman kaybı. Çocuk istiyor mu? Soruyor muyuz?

Buraya bir de önemli bir not düşme ihtiyacı duyuyorum;

Üstün başarılı çocuklarda yapılan bir araştırmada; varlıklı ailelerin çocukları değil, oyun oynayan çocukların testlerde daha başarılı oldukları gözlemleniyor. Çocukluk dönemlerinde oyun oynamak çok önemli. Vaktinin önemli kısmını oyunla geçirmek, çocuğun başarılı olması için çok önemli, çocuğa duygusal ve sosyal beceriler kazandırıyor. İletişim, işbirliği, problem çözme, çatışma çözümleme yetileri kazandırıyor.

Ve ayrıca serbest oynadığında, neye ilgi duyduğunu da keşfediyor, aile de bunu görüyor. Çocuğun kendi seçtiği alanı keşfedebilmesi çok önemli, ailenin sorumluluğu bu yolda çalışmak.

Oyun, duygusal gelişim, sosyal gelişim için çok önemli. Kişiyi özgürleştirir ve başarı otomatikman ortaya çıkar. Ayrıca; çocukların hepsinin, okulda, her konuda başarılı olmasını bekliyoruz. IQ temelli beceriler isteyen, IQ’su yüksek çocuklar okulda daha fazla başarılı olurlar. Bedensel becerisi olan çocuklar sosyal becerileri olan çocuklar da var. Başarı alanları farklı. Zorladığımızda potansiyelini gerçekleştirmeyen organizmalar doğuruyoruz. Birçok insan bundan dolayı mutsuz oluyor, mutsuz büyüyor, mutsuz bir büyük haline geliyor. Herkesin ayrı bir potansiyeli vardır. Kişinin hangi alanda potansiyeli varsa onu o alanda desteklemek gerekir

Yapamadıklarına bakıyoruz, yaptıklarına değil.

“Aslında herkes bir dahidir… Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.” A. Einstein